Ziya Gökalp sözleri

admin

19

Yok

Ziya Gökalp sözleri

Ziya Gökalp’in hayatı

1876 yılında Diyarbakır’da dünyaya gelen Ziya Gökalp İstanbul’da Baytar Mektebi Alisi ’nin son sınıfında iken tutuklanır. 3 ay kadar hapis yatar ve daha sonra memleketi Diyarbakır’a sürülür.
1908’de Diyarbakır ilköğretim müfettişi 1910 yılında ise İttihat ve Terakki partisi genel idare kurulu üyesi olarak görev yapar.İstanbul’a temelli olarak yerleştikten sonra Darülfünun ’da sosyoloji dersleri verir.
Genç Kalemler, Türk Yurdu ve kendisinin çıkarttığı Yeni Mecmua dergisinde yazılar yazar.1919 yılında İstanbul’un işgali sebebiyle Malta’ya sürgün edilir.1923 yılında ise Telif ve Tercüme Encümeni Reisliği ’ne tayini gerçekleştirilir 1923 yılında bu tayin ile beraber Diyarbakır milletvekili seçilir 1924’te ise tedavi amaçlı geldiği İstanbul’da hayata gözlerini kapatır.Net olarak doğum yılı 1876 ölüm yılı ise 1924 olan şair hayatı boyunca Türk milletine hizmet etmeyi görev edinmiş millet ve vatan aşkıyla eserler kaleme almıştır.

Ziya Gökalp edebi kişiliği

Toplum bilimci ve Türkçülük hareketlerinin kuramcısı, şair ve yazar olarak kendini edebiyat dünyasına tanıtan Ziya Gökalp Türk milletinin kalkınması için her alanda çalışmalara imza atmıştır.Milli kaynaklara ve milli kültüre yönelerek milli edebiyat akımının kuvvetlenmesi için çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Ziya Gökalp’in eserleri

Şiir kitapları: Şair İbrahim Destanı
Kızıl Elma
Yeni Hayat
Şaki İbrahim Destanı
Şiirler ve halk masalları
Mektup türünde verdiği eserler:
Malta mektupları
Limni ve Malta mektupları
İnceleme türünde verdiği eserler:
Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak
Türkçülüğün Esasları
Türk Töresi
Türk Medeniyeti Tarihi

Eserlerini edebiyat dünyasını kazandıran Ziya Gökalp milliyetçiliği ve milliyetçilik akımının destekleyici rolüyle tanınmaktadır.Dönem şartlarında Milli Mücadele’ye arkasını dönmeyen ve kaleminin kuvveti ile düşüncelerini dimdik savunan şairlerden biridir.Bu yüzdendir ki Ziya Gökalp’in ömrü sürgünlerle geçmiştir.

 

Ziya Gökalp Sözleri

 

Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım, acıktım


Serseri bir aşka gönül bağlayan
Nasıl verebilir yurda yeni can?


Düşünmek ve söylemek kolay, fakat yaşamak, hele başarı ile sonuçlandırmak çok zordur.


Demir sana tapar, şimşek baş eğer,
İsteme, sen yarat; görme, sen göster!



Yol verince gizli yurt
Aldı bizi bir bozkurt,


Kafdağı’ndan geçirdi
Türk iline yetirdi.


Şair, hakîm gelmiş bizden de; çokça
Kimi Farsî yazmış, kimi Arapça…


Fransızca, Rusça, Çince yazmışız,
Türkçe ancak birkaç hece yazmışız.


Salımız gönülmüş, uçtuk hülyada,
Dinlenmedik hiçbir tatlı rüyada
Son arzumuz budur fani dünyada:
”Türk’üz, varacağız Kızılelma’ya…”


Pirden sual ettim. “Sevgilim hani?”
Dedi bana: “Önce kendini tanı!…”


Yayılmaktır Türk soyunun turası!
Böyle diyor Oğuz Han’ın yasası!


Başka uluslar, çağdaş uygarlığa girmek için geçmişlerinden uzaklaşmak zorundadırlar; oysa Türklerin çağdaş uygarlığa girmeleri için, yalnız geçmişlerine dönüp bakmaları yeter.



Kendini tanıyan herkesi tanır.


Yayların kirişi urgana dönmüş,
Şahin, yuvasında doğana dönmüş,
Türk yurdu soyulmuş soğana dönmüş,
Kılıç satır olmuş, takan nerede?
Gideyim, arayım: Kalkan nerede?


Sakın ‘’Hakkım var’’ deme,
Hak yok, vazife vardır!


Benim dinim ne ümittir ne korku;
Allah’ıma sevdiğimden taparım!
Ne cennet ne cehennemden bir koku
Almaksızın vazifemi yaparım.


”Turan, bütün Türk Milleti’nin birleşmesi anlamına gelir. Türk, bir milletin adıdır. Millet kendine özgü bir kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, bir kültürü olabilir.”


Hayatın özü yaratıcı bir gelişimdir.


Türk yurdu uykuda ey düşman sakın!
Uyuyan ülkeye yapılmaz akın.
Tan yeri ağardı, yiğitler kalkın.
Bakın yurt ne halde, vatan nerede?
Gideyim arayım: yatan nerede?


Türklüğün vicdânı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır
Olmazsa lisanı bir.


Kızılelma oldu bir güzel Cennet:
Oradan Turan’a yağdı saadet.


Ey Tanrı icabet kıl bu duaya:
Bizi de kavuştur Kızılelma’ya…


Düşmanın ülkesi viran olacak!
Türkiye büyüyüp Turan olacak!


Tuttu Garbı öç korkusu,
Yürü! Yürü! Türk ordusu!



Yol ver bize kara Balkan!
Selanik’e varacağız
Al kanları henüz akan
Yaraları saracağız!


Türk ayağı hangi yurda,
Basmışsa baş eğdi kurda!
“Gök Han orda, Ak Han burada! ”
Dedik gitti ayağımız!


Türk’üz,gideriz
Kızılelma’ya ..


Türk’ün hem kılıcı, hem de kalemi
Yükseltmiş Arap’ı, Çin’i, Acem’i


Her kavme bir tarih, bir yurt yaratmış,
Kendini başkası için aldatmış.


Ribot diyor ki: “Zihin fazla bir gelişmeye uğrayınca özyapıyı bozar.” Bireyde zihin ne ise, toplumda da uygarlık odur. Bireyde özyapı ne ise, toplumda da kültür odur. Bundan dolayı, zihnin fazla gelişmesi bireysel özyapıyı bozduğu gibi, uygarlığın fazla gelişmesi de ulusal kültürü bozar. Ulusal kültürü bozulmuş olan uluslara ‘yozlaşmış uluslar’ adı verilir.


Beni cennet vâ’di ile avutma,
O kalbimdir, çünkü sevgi elidir,
Cehennemin azabıyla korkutma,
Korku nedir bilmez: Gönlüm delidir.


Benim yurdum Turan yurdu,Türklük benim ocağım ..


Ey beyler, hocalar, artık uyanın,
Sızdınız, yarısı gitti vatanın,
Buna sebep biziz deyin, utanın,
Düşünün Mahşer’de divânımız var.


Hilal haça yenilmesin:Âmin!
Türklük bitti denilmesin:Âmin!


Çünkü, halk, milli kültürün canlı bir müzesidir.


Şair, kendi ruhunu bulandır.


Biz Türk Han’ın beş oğluyuz,
Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,
Beş bin yıllık orduyuz,
Turan yurdu durağımız!


Biz Türkler sulh çağlarında,
Uslu arı kovanıyız.
Harbin kanlı dağlarında,
Yırtıcı av doğanıyız.


Fert olarak kin tutmayız,
Millî öcü unutmayız…


Türk bir millet,bir ordu,katılmayan kaçaktır,
Yasamızda yazılı:Harpten kaçan alçaktır!



Yüce Tanrı!Biz ki yavru Türkleriz,
Sana geldik,vatan için duaya!
Yurdumuzun necatını dileriz,
Elimizi açtık işte semaya!


Deme bana “Oğuz, Kayı, Osmanlı…’’
Türk’üm, bu ad her unvandan üstündür…
Yoktur Özbek, Nogay, Kırgız, Kazanlı,
Türk milleti bir bölünmez ‘’bütün’’dür…


Babam şehit,soyum cümlesi gazi,
Devlet harp etmese olmazdım razı,
Ben gerçi görmedim okuma,yazı,
Bilirim ne varsa Kuran içinde..


Gazilik,şehitlik idi muradım,
Bu iki şerefle süslendi adım,
Toplandı yanıma bütün ecdadım,
Hepsi gökten indi bir an içinde..


Batı medeniyetine girmeden önce, millî harsımızı arayıp bularak millî harsımızı meydana çıkarmamız gerekir.


Her bugüne var bir yarın!


Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Batı medeniyetindenim.


Sıkıştır ki ordu, donanma yapsın,
Garpta ne terakki görürse kapsın,
Türklüğü tanısın; Tanrı’ya tapsın.


… İnsansal kişiliğimiz bedenimizde değil, ruhumuzdadır. Maddi meziyetlerimiz ırkımızdan geliyorsa, manevi meziyetlerimiz de, eğitimini aldığımız toplumdan geliyor.


Ulu Tanrı,Türk’ü yüce yaratmış,
Dinine talime hoca yaratmış,
Türk yurdunu uçtan uca yaratmış,
Demiş:Bunu yaşat hep şan içinde..


Dedi:”Bu yol gider Kızılelma’ya..


Yüzlerce defalar Türklük kaynadı:
Hint’i,Çin’i,Mısır’ı,Rum’u kapladı.


”Düşünceleri duygularına uymayan ve dayanmayan bir adam, ruh bakımından hastadır.”


Sevmek günah değil sevinç çağında..


Gam çekmeyen olur mu hiç sevince şâyân(layık)..


Biz de Türk’üz,soyumuza uyalım!
Bu soy şanda daim olsun:Âmin!
Hak yolunda kaim olsun:Âmin!


”Türk”, bir ulusun adıdır. Ulus, kendine özgü kültürü olan bir topluluk demektir. Öyleyse Türk’ün yalnız bir dili, bir tek kültürü olabilir.


Ulusal bilinç nerede oluşmuşsa, artık orası sömürge olma tehlikesinden sonsuza değin kurtulmuştur.


Gerçeği arayanlar, başka başka yollardan gitseler bile, sonuçta aynı hedefe ulaşırlar.


Bir ulus, büyük başarıyla dehasını, öz verisini, kahramanlığını eylemli olarak kanıtlamış büyük bir insana sahip olduğunda, onun ortak toplumsal tasarımlar yaratma gücü ile her türlü yeniliği kolayca gerçekleştirebilir. İşte biz bugün böyle bir deha hazinesine sahibiz.


Bir eski atalar sözü bize şöyle diyor: “İşini bil, aşını bil, eşini bil!”
Bu genel kurala göre benzetme yaparak, sosyoloji de bize böyle hitap edebilir: “Milletini tanı, ümmetini tanı, medeniyetini tanı!”


Bir gün uyanacak Türk’ün dehası,
Anlayacak nedir yurdun manası,
Milli bir irfana doğru gidecek,
Gerçeğe dönecek eski rüyası..


…Bilhassa, bizim gibi siyasi düşmanları çok bulunan milletler için en büyük dayanak vatani ahlak olabilir. Vatani ahlakımız kuvvetli bulunmazsa ne istiklalimizi, ne hürriyetimizi, ne de vatanımızın tamamiyetini muhafaza edemeyiz.


Eğer Türkler, Çinlilerin adetlerine uyarlarsa, onların hudubat ve zahirelerine, ipekli elbiselerine alışacaklarından, bir gün Çin devletinin hakimiyeti altına girmeyi o kadar fena görmeyeceklerdi.


”Milletini tanı,ümmetini tanı, medeniyetini tanı”


İki dinli bir kişi olamadığı gibi, iki medeniyetli bir millet de olamaz.


Türkler, toplumsal gelişmelerinin üç ayrı aşamasında birbirine benzemeyen üç türlü uygarlık topluluğuna girmek zorunda kaldılar: Türkler “kavim devleti” hayatı yaşarken, Uzak Doğu uygarlığındandılar. “Sultan devleti” dönemine geçince, Doğu uygarlığına girmek zorunda kaldılar. Bugün “ulusal devlet” dönemine geçtikleri sırada da, içlerinde Batı uygarlığına girmeye kararlı, güçlü bir akım ortaya çıktığını görüyoruz.


Yüce Tanrı!Dirilt eski kurtları!
Bir demirci çekiciyle set yarsın;
Geri almak için aziz yurtları
Bizi yine Ergene’den çıkarsın.


Çünkü, gerçek birdir, iki olamaz.


Türklerde güneş kadındır. Ay erkektir. Çocukların hala “Ay Dede’” demesi “Ay Ata” sözünden kalmadır.


Bir ulusun dili, kendi cansız köklerinden değil, kendi canlı kullanımından oluşan canlı bir organizmadır.


Türk’üm diyen her insanı Türk tanımaktan, yalnız Türklüğe ihaneti görülenler varsa, cezalandırmaktan başka yol yoktur.


Lisanî bir istiklâl, siyasî bir istiklâlin mukaddimesidir (girişidir).


Türk barışseverliğinin kurucusu, Mete’dir.


Kırım,Azak burada,
Nogay,Kazak burada
Milyonlarca soydaşlar
Hepsi bak burada.


Bu yurdun oğlu,kızı,
Tanıdı Ay-Yıldız’ı
Dediler:”Siz yine o,
Sancak yine kırmızı”


Türkler Tatar sıfatını, cahil yani töresiz olan Moğollarla Tunguzlara isnat ederlerdi (verirlerdi).


”Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir:Turan!”


Uyu yavrum, uyanacak günler var,
Yarınları gözetleyen dünler var.
Baban şehit izlerinde ünler var.
O izlerde sen de dolaş
Öç gününe sen tezce ulaş
Uyu yavrum, tepesinde haç yatan
Camiler vardır bu mu seni ağlatan?
Dayanamaz çiğnenmeye bu vatan
Camilere götür hilal,
Hem yurdu, hem de öcünü al.


”Bir millet tehlikede kaldığı vakit onu fertler kurtarmaz. Bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur.”


”istikbalde bi-taraf bir tarih, demokrasi ile feminizmin Türklerden doğduğunu itirafa mecbur kalacaktır.”


”Türkçülük, Türk milletini yükseltmek demektir.”


Burada sevinç yok, dert yok, keder çok;
İsterim bir altın yurda varayım;
Talihim arayıp bulmadı beni,
Bari ben gezeyim,onu arayayım…


Kızılelma yok mu?Şüphesiz vardır;
Fakat onun semti başka diyardır..


Bizde dâhi sanatçıların yetişmemesi, santçılarımızın güzelduyusal zevklerini halkın canlı müzesinden almamaları dolayısıyladır.


”Türk Oğuz beyleri ve halkları işitiniz! Yukarıdan gök basmadıysa aşağıdan yer delinmediyse sizin devletinizi ve müesseselerinizi kim yıktı?”


En azimli bir milleti bu bidat,
Kılmış böyle iradesiz, kötürüm…
Bizi derviş yapan, değil tarikat,
Ben tekkede mürşit: Vakfı görürüm.


”Hiçbir Türk kendi ili, yani milleti için, hayatını ve en sevgili şeylerini feda etmekten çekinmezdi.”


Mantıklı bir ümitsizlik içinde yaşamaktansa, sebepsiz bir ümit içinde yaşamak daha hayırlı değil midir?


Ferdin ümitsizliği korkunçtur; fakat cemiyetin ümitsizliği belki ondan yüzbin kere daha korkunçtur.


Başka dile uymaz annenin sesi,
Her sözün ararsan vardır Türkçesi!


”Çünkü insani karakterimiz bedenimizde değil, ruhumuzdadır.”


Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dörtyüzsene durdun hadi,
Çık ey, yüzbin mızrağımız!